PARİON 2010 SEZONU KAZI VE RESTORASYON ÇALIŞMALARI

SONUÇ RAPORU 

 

NEKROPOL                     

Nekropol alanında öncelikli olarak,  yıl boyunca oluşan doğal tahribat ve bitki örtüsü temizlenmiş, ardından kış yağmurları sonucu önceki yıllarda çalışılan açmalardan bazılarının kesitlerinden akan topraklar kaldırılarak, “Taş Döşeli Yol” olarak adlandırılan yolda restorasyon çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmalar sonrasında yıkılan mermer bloklar vinç yardımıyla, örülen destek duvarı üzerine orijinal konumlarına yerleştirilerek Taş Döşeli Yol orijinal haliyle koruma altına alınmıştır. Bu çalışmaların ardından, alanda önceki yıllarda uygulanan karolaj sisteminin kent karolajına uygun hale getirilmesi amacıyla gerekli ölçümler ve konumlandırmalar yapılarak yeni karolaj sistemine uygun olarak 5 farklı açmada kazı çalışmaları yapılmıştır (Resim 1 ). 1545-2300 açmasında kalan ve önceki dönemde yaklaşık -2.10 m. kota kadar inilen kısımda yapılan çalışmalarda ortaya çıkarılan UM13’den urne kabı olarak kullanılan bir amphora ile bunun yanına bırakılmış, bir çift kulplu kap ele geçmiştir (Resim 2 ). 1545-2295 nolu açmanın bu yıl kazılmaya başlanılan kuzey kısmında yaklaşık -1.20 m. kota kadar inilmiş, alanın güneyinde -1.00 m. kotta, doğu-batı doğrultusunda uzanan bir moloz taş yığıntısı ve etrafı moloz taşlarla desteklenmiş, UM14 adını verdiğimiz oinochoe formunda bir kaptan oluşan urne mezar ortaya çıkarılmıştır. Aynı kısımda devam eden çalışmalarda doğu-batı doğrultusunda uzanan, omurgalı kapağa ve monolit tekneye sahip, tarafımızdan L2 olarak adlandırılan bir lahit ortaya çıkarıldı. Lahit içerisinde kemikleri erimiş bir kadın iskeleti ile bronz bir iğne, dudağı yanık bir kandil ve ağırşak olduğu düşünülen obje dışında buluntu ele geçmedi (Resim 3 ).

                1550-2295 açmasında yapılan çalışmalarda -1.30 m. kota kadar inilerek, bazıları kısmen tahrip olmuş, 8 mezar tespit edildi. Bu mezarlardan M138, basit toprak mezar tipinde, inhumasyon gömüye;  bir adet iğ gövdeli unguentarium ve bir adet pişmiş toprak alabastrondan oluşan ölü hediyelerine sahiptir. Doğu yarısı tahrip olmuş M140, kremasyon gömüye sahip, semerdam kiremit mezar tipinde ve 1 pişmiş toprak unguentarium ile 2  kandilden oluşan ölü hediyeleri içermektedir. Aynı açmada ölü hediyesi bulunmayan, inhumasyon gömüye sahip, basit toprak mezar tipli M142 ve bu mezarı tahrip eden ve daha üstte yer alan, ahşap sandık mezar tipindeki çocuk mezarı M141, ortaya çıkarılmıştır. Bu mezarın içerisinden kırık vaziyette, kukla bacaklı 3 pişmiş toprak savaşçı figürini, tek kulplu küçük bir testiye ait parçalar, korozyonlu bronz sikke, cam yüzük ve cam boncuk uçlu kolye halkası ile küçük bronz bir aynaya ait parçalar ele geçmiştir.  Bu mezarların güneyinde, kremasyon gömüye sahip olup M144 ve M145’i tahrip eden M143 mezarı ortaya çıkarılmıştır. Semerdam kiremit mezar tipindeki M143, dördü sağlam toplam 7 pişmiş toprak unguentarium, biri küçük boyutlu 2 lagynos ve bir aşırı korozyonlu metal kulplu maşrapa türü kaptan oluşan ölü hediyelerine sahiptir (Resim 4 ). Aynı kottaki M144’te sol tarafı tahrip olmuş iskelet dışında buluntu ele geçmezken, bunun hemen batısındaki, kremasyon gömüye sahip M145’ten, 2 pişmiş toprak unguentarium, ağız kısmı eksik 1 cam unguentarium, biri kırık 2 pişmiş toprak kandil ile 1 pişmiş toprak lagynos ele geçmiştir. Bu açmada ortaya çıkarılan son mezar olan, kremasyon gömüye sahip M146’da, diskusunda Zeus’un Europayı kaçırma sahnesi bulunan 1 pişmiş toprak kandil, birinin boyun kısmı kırık 2 unguentarium ile 1 pişmiş toprak lagynos ele geçmiştir. Açmada -2.30 m. kota kadar inilmiş; dağınık halde ve farklı seviyelerde, birkaç Roma ve Hellenistik Dönem parçası ile çok sayıda Korinth Dönemi seramik parçaları da ele geçmiştir.

1555-2295 açmasının doğu yarısında -0.50 m. kotta, bir adet M.S 1 y.y ikinci yarısına ait unguentarium ve kolossal bir mermer heykele ait olduğu düşünülen bir phallos ele geçerken, -1.35 m. kotta üst kısmı kayrak taş parçasıyla kapatılmış, boyun kısmında kırıklar ile gövdesinde çok sayıda çatlakları bulunan, hydria formunda bir urne, UM15 ortaya çıkarılmıştır. -2.30 m. kota kadar inildiğinde, kuzey kısımda bazı yerlerde ana kayaya ulaşılırken, güney doğu kısımda, içerisinde çok sayıda erken dönem seramik parçası ele geçen bir kremasyon alanı ortaya çıkarıldı. Bulunan parçaların birileştirilmesi sonucu, kısmen eksik de olsa, üzerinde Perseus ve Gorgo mitolojisinin betimlendiği, M.Ö.6.yy’a tarihlenen büyük boyutlu bir destekli kratere ait oldukları anlaşıldı. Açmanın kuzeyinde ve -2.30 m. kotta, tek ölü hediyesi olan ve M.Ö.500-480’lere tarihlenen “Samien A Tipi”[1] olarak adlandırılan gruba dâhil olan bir lekythosa sahip, basit toprak mezar tipindeki M148 ortaya çıkarıldı. Bu iki önemli buluntu ışığında,  alandaki erken dönem gömüleri ile ilgili bazı önemli verilere ulaşılmıştır. Anlaşıldığı kadarıyla Hellenistik Dönem gömüleri tarafından tahrip edilen bu alandaki mezarlardan, Nekropolün Hellenistik Dönem öncesinde de kullanıldığı ve kremasyon ve inhumasyon gömü tiplerinin bir arada uygulandığı sonucuna varılmıştır.

                1555-2300 açmasının kuzeybatı bölümünde yapılan çalışmalarda büyük bir kısmı tahrip olmuş, M139 olarak adlandırılan mezar ile -1.95 m. kotta sadece iskeletin yer aldığı basit toprak mezar tipindeki M147 ortaya çıkarılmış; çalışmalar sırasında 1 kandil ve birkaç seramik parçası dışında buluntu ele geçmemiştir.

                1545-2290 nolu açmada yapılan çalışmalarda, açmanın kuzey batısında  -0.60 / -0.90 m. de arası kotta, yaklaşık 2x2 m. ölçülerinde bir kremasyon alanı tespit edilirken; -1.90 m. de ana kayaya ulaşılmıştır. Kremasyon alanının üst seviyesinde, bu alanın tamamına dağılmış vaziyette Oriantalizan Dönem ve Korinth Dönemine ait toplam 4 kaba ait çok sayıda seramik parçası ele geçerken, bu kısmın güney batısında parçaları farklı yerlerde ele geçen, M.Ö.6. yy. sonlarına ait, üzerinde atlı bir savaşçının veda sahnesinin yer aldığı bir Siyah Figürlü lekythos bulunmuştur. Açmanın güney batısında  -2.20 m. kotta L2 ile aynı tipte omurgalı kapağa sahip, L3 lahdi ortaya çıkarıldı. Kapağında ve teknesinde çatlakları bulunan lahdin iç kısmında, başı kuzeyde sırtüstü kolları iki yana bırakılmış yatan bir erkek iskeleti ile gövdesi kısmen tahrip olmuş, üzerinde bir savaşçının veda sahnesi yer alan, M.Ö. 520-510’a tarihlenen siyah figür tekniğinde bir lekythos[2] sol eli üzerinde bir strigilis ve küçük bronz bir iğne ele geçti (Resim 5 ). Bu lahit ve L2 ile elde edilen veriler, Parion Güney Nekropolü’nde M.Ö.6. yy. sonlarında inhumasyon gömünün uygulandığı lahitlerin kullanıldığını göstermesinin yanı sıra, bu iki mezarda iskeletlerin üzerinde ele geçen tekstil parçaları ve özellikle de omuz kısımlarında yer alan küçük iğneler ve bu iğneler üzerindeki aynı tipte tekstil parçası izlerinin bulunması açısından bu dönemde ölülerin bir tür kumaşa sarılarak gömüldüklerini göstermeleri açısından da önemlidir.

 
ODEİON

Antik tiyatronun güney doğusundaki yamaca kurulmuş yapı geçen yılki çalışmalar sırasında belirlenmiş, ancak kazılara bu yıl başlanmıştır. Öncelikli olarak arazi temizliği yapılan alanın, küçük çaplı oturma sıralı yapısından bir odeion olabileceği sonucuna varılmıştır.

Odeion’un oturma sıralarını oluşturan bölümdeki çalışmalarda, kuzeye gidildikçe tahribatın arttığı ve basamakların tahrip olduğu görülmüş ve bu bölümde alttaki tonoz üzerine oturtulan alt yapı kalıntıları tespit edilmiştir. Şu ana kadar yapılan çalışmalarda yapının 3 tarafının yamaca oturtulduğu kuzey bölümünün de tonozlar oluşturularak yükseltildiği belirlenmiştir. Sürdürülen çalışmalarda kavea bölümünün merdivenlerle bölündüğü tespit edilmiştir. 60 cm. genişliğindeki merdiven basamaklarının alt oturma sırası ile bağlantı yerlerine iki yönde, panter ayaklarının yerleştirildiği görülmüştür (Resim 14). Güneye doğru devam eden çalışmalarda yapının 4.65 m. lik 2. kerkides bölümü tamamen açığa çıkarılmıştır. Odeion’un 1375-1435 açmasında yapılan çalışmalarda,  Parion’un ilk definesi de bulunmuştur. Bronz sikkelerin konulduğu torba ya da kese çürüdüğü için malzemeye ait herhangi bir kalıntıya rastlanılmamıştır. Definede çoğunlukla I.Constantius (307-337) ve II. Theodosius  (402-450) olmak üzere, değişik imparatorlara ait toplamda 249 adet Geç Roma Dönemi follis birimli sikkeler olduğu tespit edilmiştir.

Kent plankare sistemine göre güney ve doğu yönde ilerleyen çalışmalar tamamlandığında odeionun 12x17 m lik bölümünde, 8 basamak tamamen, 1 basamağın da üst bölümü açığa çıkartılmıştır (Resim 15).  Çalışmalarda çok küçük boyutlu bir gladyatör figürini ile birkaç figürin parçası, cam ve seramik parçaları ele geçmiştir.

 

ROMA HAMAMI

Roma Hamamı çalışmalarına, önceki yıllarda ortaya çıkartılan mimari elemanların üzerine örtülen jeotekstilin kaldırılması ve açma kesitlerinde yağmur sularının neden olduğu toprak kaymalarının temizlenmesi ile başlanıldı. Temizlik çalışmalarından sonra 2009 sezonunda kazısı yapılan hypocaustlu mekânın güney tarafındaki odanın işlevini belirlemeye yönelik çalışmalara geçildi. Kent karolajina göre 1345-1260 numaralı alanda 5x5 m. ölçülerinde bir açma açıldı. Çalışmalarda  -0.60 m. kota kadar her hangi bir buluntu ele geçmezken; daha alt dolguda,  yapının üst yapısına ait olabilecek üzerinde harç izleri bulunan blok taşlara rastlanıldı.  -3.40 m. kottan sonra, dolgudaki taşların küçüldüğü ve azaldığı görüldü. Bu seviyeden itibaren önceki yıllara göre yoğun olmamakla beraber kırık halde Geç Roma Dönemine ait kırmız astarlı seramik parçaları ve çok sayıda büyük baş hayvan kemiklerine rastlandı. Kemikler üzerindeki kesici alet izleri ve yanık izlerinden, yapının terk edilmesinden sonra,  buranın bir çöplük olarak kullanıldığı şeklinde yorumlandı. Yürüme zemininden -3.60 m. kotta,  doğu duvarının batıya bakan kısmında muhtemelen yapının asma zeminin oturduğu bölüm olan, suspensura’nın  5 cm.’lik bir çıkıntı yaptığı  tespit edilirken, -4.40 m. kotta mekanın zeminine ulaşılarak,  bir adet 36x29 cm. ölçülerinde taban blok-tuğlası  tespit edilmiştir. Bu taban blok-tuğlasından ve yine aynı kotta ele geçen “spacer tube” dan dolayı, bu alanda da hypocaust sistemin  uygulanmış olduğu anlaşılmaktadır. Açmadaki çalışmanın zorlaşması nedeniyle kazılar 1340-1260 açmasına kaydırılmıştır.  Bu karolajın doğu yarısında da -4.40 m. kotta zemine rastlanmıştır. Zeminde yapılan çalışmalarda asma zeminin oturtulduğu ayaklara rastlanmıştır (Resim 6  ). Yine aynı kotta ele geçen mermer kaplama levhalarından dolayı, asma zeminin mermer levhalarla kaplandığı düşünülmektedir. Sonuç olarak yapıdaki yoğun tahribattan dolayı hpycaust sisteminin elemanlarının tümü ele geçmemesine rağmen, eldeki bulgulardan mekanın hypocaust sistemi ile zeminden ısıtıldığı anlaşılmıştır. Ayrıca 2009 kazı sezonunda kazısı yapılan mekânla bu mekânın aynı işlevde kullanıldıkları düşünülmektedir (Resim 7 ) . Kazı çalışmalarının yanı sıra sonraki dönem çalışmalarına yol göstermesi açısından alanda jeofizik çalışmaları da gerçekleştirilmiştir.

                                      

                 TİYATRO                                                                                                        .                                                                         

                Tiyatroda bu yıl toplamda 13 açmada çalışılmıştır.  Sahne binasının önü ile Geç Dönem sur duvarı arasındaki bölümün tamamı kazılmıştır. Geçen yıllarda bir bölümü tespit edilen sütunların kuzey- güney yönünde devam ettiği anlaşılmıştır. Başlangıçta birbirinden farklı çaplardaki sütunların, olmasına bir anlam verilememiştir. Çalışmalar ilerleyip denizden 6.45 m. yükseklikte zemin seviyesi bulunduğunda, sütunların orijinal temel taşlarının üzerine kısaltılarak yerleştirildiği anlaşılmıştır (Resim 10 ).  Orijinal yapının 2. kullanımı olarak düşündüğümüz bu dönemin tarihinin, ele geçen seramik ve sikkelerden yola çıkılarak M.S.4.yy olduğu düşünülmektedir. Zemindeki kaplamaların söküldüğü kuzey- güney yönünde, Geç Dönem suruna paralel moloz bir taş duvarın da yapıldığı 2. dönemde, 12.60 m. uzunluğunda pişmiş toprak künklerden oluşturulmuş bir su sistemi de sahne binasının içine yerleştirilmiştir. Pişmiş toprak künklerde uzunluk 49 cm, çap ise,  11 cm’ dir. Sahne binasının önünde, su sisteminin yanında bir de devşirme taşlardan oluşturulmuş kanal açığa çıkarılmıştır. Bu kanalın, temizlik çalışmaları sırasında doğuya doğru dönüp  sahne binasının ön cephe girişine yöneldiği görülmüştür Çalışmaların devamında girişteki büyük mimari bloklara dayalı, üzerinde girlandlar ve bir satyr maskı bulunan kabartma parçası ele geçmiştir (Resim 11 ). Oldukça iyi bir işçiliğe sahip ve M.S.4.yy kanalını kapatmak için devşirme olarak kullanılmış bu parça tiyatronun orijinal kullanımına aittir.  Bu kabartma yerinden kaldırıldığında orijinal girişin altında doğuya doğru devam eden ve tiyatroda biriken suların ana şebekeye taşınmasını sağlayan 100x154 cm. ölçülerinde bir kanal ile karşılaşılmıştır. Yapının orijinal kullanımına ait olan bu kanalda, küçük bir kazı çalışması yapılmış, ancak bir buluntuya rastlanmamıştır. Sahne binasının önünde sur duvarına yakın ve ona paralel giden duvar incelendiğinde sahne binasının girişinin tam karşısında bir girişi olduğu görülmektedir. Orijinal taş zemin işlenip kapı lentosu haline getirilmiştir. Şu ana kadar kuzey-güney yönünde 12.90 m.’lik bölümü açığa çıkartılan duvarın genişliği 66 cm’dir. Korunan en yüksek bölümü 115 cm ve kapı genişliği 140 cm’dir.

Tiyatroda çalışılan ikinci bölüm sahne binasının içidir. Burada denizden 6.40 m. yükseklikte ana kayaya ulaşılmıştır. 90x100 cm. ölçülerinde destek payandaları ile oluşturulmuş bir giriş bölümü açığa çıkarılmıştır. Giriş bölümünün korunan yüksekliği 152 cm., kapı genişliği ise 194 cm.’dir.

          Tiyatro çalışmalarının üçüncü bölümü, sahne binasının dış cephesinin kuzey kesiminde, dış cephenin ve sahne binasının ölçülerinin tespiti amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmalarda dış cephenin girişinden kuzeye doğru 15 m’ lik alan açılmış, iki destek payandası açığa çıkarılmış ve kuzeyde muhtemel bir giriş daha olduğu sonucuna varılmıştır. Buradaki çalışmalarda, sahne binasının ana yapısı ile dış cephe arasında, kuzey-güney yönünde orijinal bir duvar ve onun güneyine eklenmiş moloz taş duvar ortaya çıkarılmıştır (Resim 12 ).

            Çalışmaların dördüncü bölümünü kaveada yapılan sondajlar oluşturmaktadır. Ancak, kaveanın farklı yerlerinde yapılan sondaj çalışmalarında, oturma sıralarına ait herhangi bir kalıntının bulunmadığı ve çok yoğun bir tahribatın olduğu anlaşılmıştır.

           Tiyatroda yapılan kazı çalışmalarının yanında, çevre düzenlemeleri ve temizlik çalışmaları da yapılmıştır. Önceki yıllarda ele geçen bezemeli alınlık ve arşitrav parçaları düzgün bir şekilde yerleştirilmiş ve firiz kabartmalarında bazı tamamlamalar gerçekleştirilmiştir. Ayrıca kazı çalışmaları sırasında ele geçen büyük mimari ve bezemeli bloklar, tiyatronun karşısında oluşturulan platforma taşınmış ve restorasyona yönelik olarak koruma altına alınmıştır (Resim 13 ).

           Bu yılki tiyatro çalışmalarında Geç Roma ve Bizans dönemi seramik parçaları yanında, 1’i envanterlik 43 bronz sikke, 4 adet figürin parçası, 7  kabartma parçası, 2  mermer tabak parçası, 2  kandil, 1  kemik yüzük, 2 metal parça, 2 büyük  kabartma (Hermes ve Mask) ve 12 parça cam eser ele geçmiştir.

                         

                    YAMAÇ HAMAMI           

                Yamaç Yapısı’nda temizlik çalışmalarının ardından önceki kazı sezonunda  ortaya çıkarılan hypocausta ait pilaelerin devamında ne olduğunun anlaşılması amacıyla, 1505-1250 nolu açmada çalışmalara başlanıldı. Üst seviye inme çalışmalarında, niteliksiz kırık seramik parçaları ele geçerken; daha altta doğu-batı ve kuzey-güney yönünde uzanan ve birbirini dik açıyla kesen iki duvar kalıntısına rastlanmış ve duvarların bazı bölümlerinin bitki kökleri tarafından tahrip edildiği görülmüştür. Alandaki çalışmalar sonucunda, önceki hypocaust pileaeleri ile aynı seviyeye ulaşılmış; bunların devamını görmek amacıyla çalışmalar yapılarak sistemin devam etmediği anlaşılmıştır. Çalışmalar sırasında iki adet spacertube ele geçmiştir. Devam eden çalışmalarda -1.20 m. kotta karolajın doğu yarısını ortadan doğu-batı yönde kesen ve batıya doğru 1.30 m. devam ettikten sonra arada 1 m. genişliğinde bir girişle son bulan bir duvar tespit edilmiştir. Bu duvarın doğu bitiminde iki bölmeli bir yapılanmayla karşılaşılmıştır. Bunlardan kuzeydeki bölümün iç kısmının ince mermer levhalarla kaplı;  güneydekinin ise, iç kısmının harç ile sıvalı birer havuz oldukları görülmüştür. Bu havuzların her ikisinin de doğu kenarları kuzey-güney yönünde uzanan duvarla sonlandırılmıştır. Bu alanda sürdürülen çalışmalarda, yapının kullanıldığı dönemde,  sıkıştırılmış harç taban üzerine kare şeklinde mermer plakalarla kaplı olduğu ancak sonradan tahrip olduğu anlaşılmıştır.  1505-1250 açmasında, yapının zemininde bulunan çökmeden görülebilen hypocaust sistem içerisinde devam edilen çalışmalarda, yarısı kırık ortasında gorgo başı yanlarda akantus yapraklarının yer aldığı korinth tipi bir plaster başlığı parçası ele geçmiştir (Resim 8 ). Hypocaust sistem içinde,  çapı 23.5 ve yüksekliği 58 cm. olan pişmiş toprak künkler ortaya çıkarılmıştır.

                Bu tespitlerden sonra havuzun devamını belirlemek amacıyla alan doğu yönde  genişletilerek çalışmalara devam edilmiştir.  Bu bölümde Geç Roma dönemine ait çeşitli seramik parçaları ile beyaz, kırmızı ve yeşil renklerin hakim olduğu ince duvar sıvalarının ele geçmesinden, bu kısımdaki duvarların ve güney yöndeki apsidal yapının duvarlarının ince sıvalarla kaplı olduğu; ancak duvarın zemine doğru yıkılmasıyla tahrip olduğu anlaşılmıştır.  Bu alanda da zeminin mermer levhalarla kaplı olduğu görülmüştür. Çalışmalarda batı yöndeki apsidal biçimli havuzların doğusunda, olasılıkla yapının atık su kanalı işlevini gören üzeri taş plakalarla kapalı bir su kanalı ortaya çıkarılmıştır (Resim 9 ).

                1515-1250 karolajdaki çalışmalarda ise, kazılar öncesinde de kısmen gözüken ve yapının yamaç kısmını kesen, içerisinde güçlendirmek amacıyla konulmuş payeler yer alan büyük destek duvarı ortaya çıkarılmıştır.

                Güneydeki açmada, -54 cm. kota gelindiğinde doğu-batı yönünde uzanan bir duvar ile olasılıkla Geç Roma Dönemine tarihlenen çeşitli seramik ve cam parçaları, korozyonlu sikkeler ve kandil parçaları ele geçmiştir. Bunlar arasında, üzerinde kazıma haç betiminin bir kolu olan mermer levha ile küçük boyutlu bronz bir haç da bulunmaktadır.



[1] Benzer örnekleri için bkz. Sevgi Hayriye Temiz “Uşak Müzesi’nden Bir Grup Koku Kabı ve Lydia Parfüm   Endüstrisi” Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2007, Ankara, s. 76-77, Levha 4.1-2-3.

[2] Benzerleri için bkz. Mary B. Moore; Mary Zelia Pease Philippides; “Dietrich von Bothmer Attic Black-Figured Pottery,  The Athenian Agora, Vol. 23,1986, Princeton – New Jersey , s.208, Cat. No: 831, Pl. 77.